Voleybol Plus

Lila Şengün: Ülkeme bir kupa ve madalya hediye etmek istiyorum

Pasörlüğün kimyası, 2022 U21 Avrupa Şampiyonası, Eda Erdem ve Naz Aydemir Akyol’un etkisi ve Taylandlı hayran kitlesi… U21 Milli Takımımızın Kaptanı ve Sultanlar Ligi’nde Sarıyer Belediyesi’nde forma giyen Lila Şengün, Eurosport Türkiye’ye konuştu.

U21 Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası’ndaki üçüncülüğünü tebrik ederek başlamak istiyorum.

Çok teşekkür ederim.

Her ne kadar bizim için çok üzücü olsa da turnuva özelinde İtalya’ya karşı oynadığımız ve beş set sonunda mağlup olduğumuz yarı final maçı çok dikkatimi çetki. Çünkü İtalya her seviyede bizim önemli bir rakibimiz ve finallerde şeytanın bacağını bir türlü kıramıyoruz. Turnuva hikayesinde bu maç nasıl bir yere sahip?

Benim için duygusal anlamda zor bir maçtı. Hala o kadar zaman geçmiş olmasına rağmenmaçın duygusunu tamamen atabilmiş değilim. Çok önemli bir maçtı, bizi finale taşıyacak maçtı. Her kategoride İtalyabizim büyük bir rakibimiz. Onlara yenilmiş olmak da çok üzdü bizi.

Dış etkenler maç sonucunu etkiledi tabii ki. Turnuva İtalya’nın ev sahipliğinde düzenleniyordu. Biz ligde de önemli tribünlere karşı oynuyoruz. Bu konuda tecrübe sahibi olsam da – hem yurt dışındaki maçlar olsun hem de finaller yarı finaller olsun- hiç öyle bir tribün desteği görmemiştim. Aslında bir ölçüde mutlu etti çünkü voleybolun ileride olduğu bir ülkede oynuyorduk. Çünkü tüm sporcular olarak orada aynı şeyi yapıyoruz. İzleyenler için de keyifli bir maç oldu. Her ne kadar ben her zaman kazanan tarafta yer almak istesem de voleybol bu. Yenmek de var yenilmek de. Olmadı. Son sette belki biz basit hatalar yaptık.

Ben, halen daha duyguyu üstümde taşıyorum. Herhalde bu kadar uzun süreli voleybol kariyerimdeki bir maçı bu kadar atlatamadığım olmamıştır.

Fakat sonucu istediğimiz gibi olmasa da böyle bir maçın hemen ardından ayağı kalkıp grupta 3-0 mağlup olduğumuz Polonya’yı yenerek üçüncü olmak çok değerli.

Biz yarı finalde yenilsek bile üçüncülük maçını kazanmak istedik. Elimizdeki en iyi şansı en iyi şekilde kullanmak istedik. Son şampiyon olarak gidip yarı finalde kaybetsek de en azından ülkemize üçüncülükle geldik. Madalya olması, olmamasından çok daha iyi. Ülkemizi podyumda temsil etmek her anlamda çok değerli.

Bu sezon Sarıyer Belediyesi’ndeki ikinci sezonunuzu geçiriyorsunuz ve aynı zamanda Avrupa’nın en iyi ligi olarak gösterilen Sultanlar Ligi’nde oynuyorsunuz. Bu nasıl hissettiriyor?

Sultanlar Ligi Türkiye’nin en iyisi, Avrupa’nın en iyilerinden. Geçen sezon iyi bir takımdık, zorlu bir rakiptik. Rakibe karşı ne yapacağımız bence çok şaşırtıcıydı. Sürpriz yaratabilecek bir takımdık. Çok ciddi maçlarda zorlandığımız da oldu fakat büyük rakipleri zorladığımız zorladığımız da oldu. Çok geniş kapasiteye sahip bir takımdık. Kendi sahamızda çok önemli şeyler başardık.

Benim için takımda bir sene geçirmiş olmak çok büyük bir avantaj. Takımı, seyirciyi, teknik ekibi tanımak iletişim seviyesini inanılmaz düzeyde arttırıyor. Mesela antrenörümün bir bakışından ne yapmam gerektiğini anlıyorum. Bu seviyelerde böyle pratikler çok önemli. Bizi bir üst seviyeye çıkarack şey iletişim seviyesi.

Takım içerisinde herkes herkesi tanıyor, sezon öncesi de yeni gelenlerle beraber takım çok hızlı bir adaptasyon geçirdi. Kişisel olarak çok iyi hissediyorum. Milli Takım sonrası bir ara vermiş olsam da üstüne koyarak takıma katıldım. Sezone en mükemmel şekilde başlamamış olsak da sezon için çok heyecanlıyım ve güzel şeyler başaracığımızı düşünüyorum. Voleybolseverler için keyifli olacak.

Pasörlük özelinde bazı sorular sormak istiyorum. Bahsettiğiniz gibi pasörün antrenörle bir bakışla anlaşabilmesi, ikinci topu oynaması ve sahadaki hücum şekline karar vermesi tüm takımı etkiliyor. Kendi bakış açınızdan pasörlüğü anlatır mısınız?

Voleybol çok saliselik bir oyun, sezgisel bir oyun. Bir pasör olarak her topa dokunuyoruz. Sahadaki her top bizden geçiyor. Bu nedenle oyuncuların iletişime açık olması gerekiyor. Bir pasör olarak takımla çok iyi iletişim kurmalı ve karar verdiğiniz o saliselik an içerisinde hem oyuncunun durumunu, hem karşı sahayı çok iyi algılayabilmek lazım. “Pasörün zeki olması gerekiyor.” diye bir söz var, kesinlike doğru. Çevreyle bir bütün olmak gerekiyor. Çünkü bir sürü işi aynı anda yapabilmek gerekiyor ve bu da sıkça yapılan tekrarlara dayanıyor. Antrenörle, takımla iletişim; rakip gözlemi ve sahadaki konumun… Bu nedenle hem çok zor hem de çok özel bir mevkii. Ben biraz geç başladım pasör olarak oynamaya, ilk olarak smaçördüm. Her gün yeni bir şey öğrenmeye devam ediyorum ve eski mevkim olan smaçörlüğe geri dönmek istemiyorum. Pasörlükten aldığım aynı keyfi alamam muhtemelen.

Sporcu bir aileden gelmek sizin kariyerinizi nasıl etkiledi? Sporla çok erken bir yaşta tanışıp farklı spor branşlarını gördükten sonra voleybolda profesyonel olmaya nasıl karar verdiniz? Bu yolculuk profesyonel kariyerinize nasıl bir fayda sağladı?

Annem (İdil Ulusoy) eski bir voleybolcu. Benim voleybola başlamam onun zorlamasıyla olmadı. Çok fazla branş denedim. Yüzmeyle başladım sonra dansa devam ettim. Aktivite yapabilmek adına bir süre binicilik yaptım. Tenisi oynadım hatta karatede kırmızı kuşak bile almıştım.İçlerinde en uzun süre devam ettiğim kareteydi. Bu serüven getirdiği sportif katkılarının yanı sıra sosyal anlamda faydalı oldu. Dans beni bütünselleştirdi. Daha yeni doğduğumda doktorlar benim uzun boylu olacağımı söylemiş. Bence yüzme kesinlikle el ve ayak koordinasyonu geliştirmemi sağladı. Tenis bana çeviklik ekledi ve aynı zamanda rakibimin hareketlerini takip etmemi sağladı. Karate ise esnekliğimi arttırdı. Hala hatırladığım hareketleri zorlanmadan yapabilirim. Eskiden babam beni boks da çalıştırmıştı.

Fileyle ayrılan sporlarda rakibinizle gerçekten fiziksel bir temasınız yok ve oyun küçük parçalar halinde ilerlediği için ikincil düşüncenin zihninizi meşgul edebileceği çok fazla an var. Mesela Rafael Nadal, 2022 Avustralya Açık finalindeki unutulmaz geri dönüşü gerçekleştirirken hep bir sonraki puana odaklandığını ve kötü düşünceleri böyle geri planda tuttuğunu ifade etmişti – bunun tam tersi hikayeler de var. Fakat voleybol teni gibi bireysel bir spor değil, yani tüm takımın düşüncesi önem arz ediyor. Sizce voleybol bu bağlamda nasıl bir oyun?

Voleybolun aslında herkese göre olmama sebebi de bu. İnsanın bireysel hırslarını, egosunu değil takımı ve paylaşmayı önceliklendirmesi gereken bir spor. Hatta voleybolda paylaşmak en başta geliyor diyebilirim. Kendi mevkiimden örnek vermem gerekirse Ben en iyi ne yapabilirim? Smaçörümü en rahat pozisyona nasıl sokabilirim?” gibi düşüncelerle oynamam gerekiyor. Sahadaki pozisyona göre takım arkadaşımın da şartlarını düşünerek motivasyonu yüksek tutumak gerekiyor. Birbimizin hata yapma payını azaltmak gerekiyor. Benim verdiğim kısa süreli işe yarayan bir karar kendi özgüvenimi arttırıyor. Aynı zamanda takım halinde, birlikte, içimizde ortaya çıkabilecek negatif tarafları pozitife çevirerek aslında bir adım ileriye gidiyoruz voleybolda. Bu yüzden takım içi yardımlaşma çok değerli. Yani dediğim gibi bugün gününde olmayan bir takım arkadaşına “Bugün bende!” dediğinde ve bunu sahada gösterdiğinde takım olarak motivasyonumuzu ve birbirimize olan güveni daha yukarıya taşıyoruz.

Sultanlar Ligi’nde, CEV turnuvalarında ve Milli Takım maçlarında görüyoruz ki takım içerisinde diğer takım sporlarından daha farklı, daha yoğun bir duygusal bağ var. Bu da sporseverlerde çok büyük bir empati yaratıyor. Fenerbahçe kariyerinizde Naz Aydemir Akyol, Eda Erdem gibi bu empatiyi yaratan müthiş karakterlerle çalışmak nasıl bir duyguydu? Sizin gelişiminizi nasıl etkiledi?

O yaşımda benim başıma gelebilecek en değerli şeylerden birisydi. Çünkü çok üst seviye insanlarla, çok elit sporcularla, hem karakter bakımından hem saha içi duruşları bakımından mükemmel rol modellerle çalışma fırsatı buldum. Şu an benim var olan karakterim de saha içindeki tavırlarım da. Çünkü görsel hafızamız da bazı şeyleri kaydettiği için. Çok derinden dokunmuş insanlar. Naz Abla’nın arkasında olmak, onunla birlikte çalışıyor olmak benim alabileceğim her şey almam için çok iyi bir fırsattı. Şu an ona karşı oynamak çok farklı bir şey, çok öğretici. 17-18 yaşlarında benim Naz Abla ile oynarken yaşadığım duygular o yaşın ve o sezonun özeliydi. Bu sezon onunla rakip olarak oynamak da ayrı bir tecrübe olacak. Aynı şekilde Eda Abla için de bu geçerli. Hala görüşüyoruz, konuşuyoruz. Sahada nasıl gözüküyorlarsa dışardaki hayatta o kadar içten insanlar. Ben Milli Takım’da kaptan seçildiğimde ilk olarak Eda Abla’yı arayıp tecrübeleri konusunda onunla sohbet etmiştim. Kariyeri kaptanlıkla geçmiş, karakterinde kaptanlık olan bir insandan bu tecrübeleri öğrenmek çok değerli. İnsanın temenni edebileceğinden de fazla. Benim için yerleri çok ayrı.

oyuncu olarak görüyor musunuz? Ve bu hırs, tutku sizin tribünlerle ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Evet, yüzde yüz. Hem hırs konusunda hem de tribünlerle iç içe olmak, maçı yaşamak konusunda size katılıyorum. Gerçekten seyirci ayırt etmeksizin tribündeki voleybolseverlerle, sporseverlerle basit bir göz temasıyla bile kendimi bağdaştırabildiğimi düşünüyorum. Bu rakip de olabilir kendi taraftarımız da olabilir. Dolu tribünde oynamayı ayrı bir seviyorum. Bana ayrı bir enerji katıyor. Saha bizim için bir sahne gibi ve ben kendimi orada en iyi şekilde gösterirken insanların bunu izlemesi çok önemli. Ben bu işi yapıyorum: voleybol oynuyorum yani en iyi yaptığım ve en sevdiğim işi yapıyorum. Bunu yaparken başkalarının ortak olması ve onlara keyif verebilmek beni ayrı duygulara taşıyor. Yapı olarak hırslıyım ama bu beni kötü tarafa çeken bir şey değil. Daha heyecan benzeri… Hırsımı heyecanımla beraber yansıtıyorum. Bir pası atarken bile veya formamı giyerken o heyecanı gösteriyorum. Maç sayısını kazandığımızda veya kaybettiğimizde bile bu heyecanı koruyorum. Voleybola dokuz yaşında başladım ve bu hep böyleydi. Ne durumda olursak olalım şartları daha ileriye taşımak gerekli. İlerlemenin de bir sınırı olmadığı için benim heyecanımı, hırsımı, coşkumu ileriye taşıyan olay bu.

TikTok’ta adınızı arattığımda Tayland’da çok büyük bir takipçi kitleniz olduğunu gördüm. Bu nasıl hissettiriyor?

Taylandlıları çok seviyorum, aşırı tatlılar. Zaten Sarıyer’de oynamanın bana kattığı en güzel şeylerden biri. Çünkü Türkiye’de voleybol oynamak sadece Türkiye’de olmak anlamına gelmiyor, hatta voleybol oynamak genel anlamda uluslararası bir şey. Bir sürü farklı milletten, farklı dilden insanlarla bir arada oynuyorsunuz. Takım oluyorsunuz, hatta aile oluyorsunuz ve ailenin içinde hiç bilmediğin, bambaşka bir dili konuşan yabancılarla aniden kardeş gibi oluyorsunuz, her şeyi paylaşıyorusunuz. Sporun en güzel tarafı kimseyi ayırt etmeksizin herkesi bir çatı aldığında toplayabiliyor olması.

Taylandlılar aşırı heyecanlılar, çok neşeliler. Benim onlardan öğrendiğim ve öğreneceğim çok şey var. İkisi de yoga ustası ve ben de yoga yapmayı çok seviyorum. İkisinden de çok şey öğreniyorum ve yaptıkları hareketlere ağzım açık bakıyorum. Millet olarak da Taylandlılar genel olarak çok pozitifler. Enerjileri aşırı tatlı. Bana çok güzel mesajlar gönderiyorlar, paylaşım yapıyorlar, editler hazırlıyorlar, etiketliyorlar. Kendi kitlem olduğunun farkındayım. Onlar tarafından sıcak karşılanmak ve onların gözünden de güzel gözüktüğümü anlamak çok özel bir şey. Farklı bir milletin gözünden kendinizi görüyorsunuz. Kendi ülkemi temsil ediyorum aynı zamanda, bir sembol bir örnek yaratıyorum. Gurur verici.

Yine sosyal medyada okurken dikkatimi çekti, sizi Kendall Jenner ve Dua Lipa’ya benzeten çok fazla hesap var. Hiç günlük hayatınızda karşınıza çıktı mı bu benzerlik?

Evet, küçük bir anı var aslında. Tatildeyken erkek arkadaşımda sahilde yürüyorduk. Hava çok aydınlık değildi yani insanların beni tanıması için yeterince ışık yoktu diyebilirim. Hiç tanımadığım ve benim de profesyonel sporcu olduğumu bilmeyen bir adam o ışıkta yanındakilere “Aa ne kadar Dua Lipa’ya benziyor.” dedi. Yabancı olduğumu düşünmüş de olabilir. İnsanlar gerçekten çok benzetiyor ama ben de kendimi bir o kadar benzetmiyorum.

2020’deki 3-2’lik Fenerbahçe-Ezcacıbaşı maçının kariyerinizdeki yeri nedir sizce?

Benim için çok önemli bir maçtı, Fenerbahçe için de çok önemli bir maçtı. Fenerbahçe, Eczacıbaşı’nı uzun süredir sahasında yenemiyordu. Ben de bu maçtaki performansım sayesinde ülkede tanınırlık kazandım, Twitter’da Trend Topic oldum. Aynı zamanda çok farklı duygular yaşadım sahada. Hem kendim hem izleyenler yapabileceklerimi görmüş olduk. Bu kadar büyük bir kitleye erişebileceğimi hem de takıma bu kadar çok katkı verebileceğimin farkında değildim. Eda Abla, Naz Abla ve takımdaki diğer tüm oyuncular tebrik etmişti. Mesela benimle ilk o maç sonrası röportaj yapıldı. Şimdi bile geri dönüp izlediğimde tecrübem arttığı için kendi performasıma eleştirel yaklaşsam o zaman için inanılmaz bir tecrübeydi. İçimde ayrı bir heyecan vardı, ellerim titriyordu. Maçı kazanma şansımız vardı, dünya yıldızlarıyla bir arada oynuyordum ve dünya yıldızlarına karşı oynuyordum. Çok farklı, çok fazla yoğun duygunun bir arada olduğu bir maçtı.

Mesela Eda Abla ile pas uyumumuz mükemmel değildi. Milli Takım kampından dönmüştüm ve alt yaş kategorilerinde pas yüksekliği en üst seviye gibi olmuyor. Ben ne buna çalışmıştım ne de tamamen hazırdım ancak hatalar olsa da büyük bir heyecanla oynadım. Çok güzeldi. Bir ara kendimi bıraktım ve sadece oyundan keyif almaya baktım. Yaşım küçük olduğu için ilk kez böyle bir tecrübe yaşıyordum, bu heyecan belki de bahsettikleri taze kanı ekledi takıma. O günden sonra kendim “Bak bunları başarabiliyorum.” dedim ve güvenim arttı.

Kariyeriniz devamı için hedefleriniz nedir?

Bunun sonu yok. Ne zaman profesyonel kariyerimi noktalayacağımı bilmiyorum, bunu planlamadım. İlerleyen zamanda neleri gerçekleştirmek isterim? Aslında adım adım uğruna çalıştığım şeyi söyleyemek istiyorum. Bu olimpiyatlar olmaz belki bir sonraki olur fark etmez ancak kesinlikle sporculuk hayatımda en az bir kere olimpiyatlara katılmak istiyorum. A Milli Takım’ın formasını giymek, başarılar kazanmak her sporcunun hayalidir. Milli Takım’da altyapı kariyerimde son turnuvayı oynayacağım gelecek Dünya Şampiyonası’nda. Burada bir madalya ile veda etmek isterim. Ülkeme bir kupa veya madalya hediye etmek istiyorum.

Balkanlar Şampiyonası’yla başladı, Avrupa Şampiyonası’yla devam etti: kariyerimin devamında da en iyi pasör ödüllerini kovalamayı istiyorum.

Hayatımın ve kariyerimin bana neler göstereceğini bilmiyorum, sadece kendimi geliştirmeye odaklanıyorum. Karar zamanı geldiğinde kendime en uygun, beni en mutlu edecek kararı vermek istiyorum. Bir sonraki adımı hayatıma neler getireceğine göre vermek istiyorum.

Çok teşekkürler bize vakit ayırdığınız için.

Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Eurosport

İlgili Haberler

Milli voleybolculardan ‘evde kal’ çağrısı

admin

Türkiye ve İtalya arasında anlaşma

admin

THY akşam yemeğinde bir araya geldi

admin

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Ediyorum Devamını Oku...

Gizlilik & Çerez Politikası