Voleybol Plus

Maja Poljak

Bu pazarın konusu baştan sona kadar zirvede kalarak sürdürdüğü kariyerini dakikalar önce Dünya Kulüpler Şampiyonası’nın en iyi blokörü olarak tamamlayan Maja Poljak’tan başkası olamazdı.

1983 Split doğumlu Hırvat Maja Poljak Basketbol koçu babası Zeljko Poljak sayesinde sporla iç içe olduğunu söylüyor,çocuk yaşlarında Zagreb’de düzenlenen Dörtlü Finaller ve Hırvat efsanelerden Barbara Jelic voleybol oynama kararında etkili olmuş. 12 yaşında Mlada Zagreb’te voleybola başladıktan sonra 1999 senesinde Avrupa İkincisi olan Hırvatistan Milli Takım kadrosunda yer bulması ona 17 yaşında İtalya Ligi’nin kapılarını açıyor ve şov başlıyor. Henüz ilk sezonunda yıldızlarla dolu Vicenza’yla Cev Kupası ve İtalya Kupası şampiyonlukları yaşayan Maja, bu başarısının kolay elde edilmediğini bir röportajında “Yaptığım her şeyi ciddiyetle yaptım.Vicenza’da beni üst düzey bir sporcu haline getirmek için çok uğraştılar. Haklarını ödemek zor. Özellikle de annemin. Her ihtiyacımı karşılıyordu.Sadece Lise 1’e gidiyordum ve İtalya Ligi’nde oynuyordum! Gündüzleri Zagreb’e okula gidip,akşam idman için döndüğüm bile oluyordu.” sözleriyle anlatmış.
Vicenza’daki üç sezon sonrası tecrübelenen ve voleybol dünyasında adını kabul ettirmeye başlayan Maja’nın sıradaki durağı Şampiyonlar Ligi’ni en çok kazanan takım ünvanını hala elinde bulunduran,2000’li yıllara damga vuran Foppabedretti Bergamo oluyor. Bu rekabet çoğu oyuncu için stres sebebiyken o bunu “motivasyon kaynağı” olarak tanımlamış. “Etrafında birçok mükemmel oyuncu varken motive olmak çok kolaydı çünkü her gün başka bir savaştı ve her gün çıkıp en iyisi olduğumu göstermem gerekliydi.Bu kadar yetenekli oyuncuyla oynamak benim için lütuftu..”. Nasıl,neden Poljak olunduğunu anlamak için bu cümleleri tekrar tekrar okumak bile yetiyor.
Bergamo’da geçen 5 yılda 2004 Konfederasyon Kupası’nı,2005 ve 2007 yıllarında ise 2 Avrupa Şampiyonluğu’nu kazanan Poljak,aynı zamanda en iyi blokör ödüllerini de kişisel başarılarına ekliyor.
İtalya’daki 8 sezonun ardından çok başarılı olduğu bir dönemde bambaşka bir dünyaya,Türkiye’ye Türk Telekom’a transfer oluyor ve 2008-2016 arası bir yaşayan efsaneyi yakından izleme fırsatını elde ediyoruz.
Lang Ping,Aguero,Bahar Mert gibi isimlerle geçirdiği yıldan sonra Vakıfbank oyuncusu olan Poljak, 2011 Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finalleri’nde gösterdiği performansla bir kez daha kürsünün en üst basamağında takımıyla birlikte yer buluyor. O başarının sırrını “2 unutulmaz sezon geçirdim,çok zorlandığım zamanlar oldu ama tüm duyguları bir kenara bırakıp bir profesyonel gibi oynadığım için mutluyum. Biz bir takımdan önce bir aileydik ve başarı elde etmek istiyorsanız bu çok önemlidir.” diyerek açıklıyor.
2011-2012 sezonunda yolu Eczacıbaşı’yla keşisen Poljak kulübün 45 senedir beklediği Avrupa Şampiyonluğu’nu yaşadığı günlerde yine en iyi orta oyuncu ve en büyük pay sahiplerinden biri oluyor ve kariyerinde dördüncü kez Avrupa’nın en büyüğü apoletini kazanıyor. Geride kalan 13 sezonda şampiyonluklarla dolu bu kariyeri için verdiği bir röportajda : ” Uzun süre spor yapmak kolay değil ama ben motivasyonumu hiç kaybetmedim. 13 senedir ülkemden uzaktayım ve üst düzey maçlar yapıyorum. Yine de üç gün tatil sonrası antrenmanlara başlıyorum. Yerinizi korumak için çalışmak şart! ’Tamamdır benden bu kadar’ demek olmaz. Açıkçası kazanmayı da seven bir yapım var. Kupa kazanmaya, büyük zaferlere bayılıyorum! “ “dedikten haftalar sonra da kariyerindeki az sayıda eksikten biri olan Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı kazanırken en iyi blokör ödülünün de sahibi olup bir büyük savaştan daha zaferle ayrılıyor.
Türkiye’deki uzun soluklu maceranın sonunda rotasını Rusya’ya Dinamo Moskova’ya çeviren Poljak sezonu Rus Ligi Şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi Dördüncülüğü apoletleriyle tamamladı ve bugün son kez voleybol sahasında oyuncu olarak karşımızdaydı.

Kritik anlarda yetiştiği bloklarla,o klasik sevinciyle,gözlerinden adeta fıştıran kazanma hırsıyla,tek ayak tekniğiyle Maja Poljak’ı Poljak yapan,tamamlayan her detayı sahalarda görmeyi çok özleyeceğimiz kesin.O sahada var olduğu her anı yaşayarak kazandı,hep oyunun içinde kalmayı başararak,hep etrafındakileri sürükleyip,yapabileceğine inandırarak. Şüphesiz ki Vakıfbank’a hiç şans verilmeyen bir yılda Avrupa Şampiyonluğu geldiğinde,45 yıllık hasreti biten Eczacıbaşı’nın rüya gibi bir sezon yaşadığı günlerde yolunun oralardan geçmesi tesadüf değildi. O çok sevdiğimiz bir masalın son sayfası geldiğinde sonsuza kadar mutlu yaşamasını dilediğimiz kahramanlardan biri olacak. Hoşça kal efsane,hoşça kal Poljak!

Selin Aslı İLERİ

İlgili Haberler

Tayland’dan da set ve puan alamadık

admin

Erkek Milliler, İspanya’ya karşı 3’te 3

admin

Dinamo Kazan’da iç transferde 4 imza !

admin

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Ediyorum Devamını Oku...

Gizlilik & Çerez Politikası