Voleybol Plus

Naz Aydemir Akyol: Olimpiyat hayali en büyük motivasyon

Biri takımın kaptanı, diğeri “beyni”. A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın geçen haftaki tarihi başarısında, tam kadro olarak gösterilen performansın perde arkasındaki güçleri. Namı diğer “Filenin Sultanları”nı olimpiyatlara taşıyan, Türkiye’de voleybolun çıtasını bir kez daha yükselten başarılarını ne kadar alkışlasak az; çünkü milli takım düzeyinde bugüne dek bu başarılara ulaşan başka bir takım olmadı. 2012’deki Londra Olimpiyatları’ndan 8 yıl sonra Türkiye’yi 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na taşıyan takımın kaptanı Eda Erdem Dündar ve pasörlerden Naz Aydemir Akyol’la bu tarihi başarıyı, arkasındaki adanmışlığı, voleybolun yükselen grafiğini ve kadın sporcu olmayı konuştuk.

‘BU BAŞARILAR FUTBOLDA OLSA YER GÖK İNLERDİ’

Sizi olimpiyatlara taşıyan maçı öncesi ve sonrasıyla nasıl anlatırsınız?
“Öncesinde hem fiziksel hem duygusal anlamda zorlu bir Polonya maçı oynadık. Son set 33-31 bitti. Kaybetsek finale çıkamıyorduk. Maç gece 00.00’da bitti. Otele dönüp uyumamız 04.00 oldu. Ve ertesi gün bir ölüm kalım maçı bizi bekliyordu. Ama öyle bir yarı finali kazandıktan sonra finali kaybetme şansımız olmadığını biliyorduk. Hepimizde bir inanmışlık vardı. Bir de şu var: Genelde, bir defa yenildiğimiz takıma ikinci defa pek yenilmiyoruz. Turnuvaya başlarken Almanya’ya 3-1 yenilmiştik, son maç şansımıza yine Almanya geldi. Bu sefer hem taktik değişti hem bizim maça yaklaşımımız değişti. Böyle olunca da 3-0’lık net bir galibiyet aldık. Sonrasını zaten anlatmaya gerek yok, herkes havalardaydı.”

Kutlamalar ne kadar sürdü?
Gördüğünüz gibi iki gün sonra tekrar antrenman yapmak için kulübe gelmiş durumdayım. Sporcunun hayatı tam olarak böyle bir şey. Bir hedef bitiyor, başka bir hedef geliyor. Geçmiş, geçmişte kalıyor ister istemez. Sevinci de üzüntüyü de uzun süre yaşama lüksümüz yok. Bu bir yandan iyi bir şey, bir yandan da çok zorlayıcı. Önünüzde sürekli bir havuç var. Tavşan olarak sürekli o havucun peşinden koşmak zorundasınız.

Bu elbette takım başarısı ama siz pasör gözüyle bu başarıda nelerin etkili olduğunu düşünüyorsunuz?
Bence bizim takımın en güçlü yönü, tek bir kişiye bağımlı oynamıyor oluşumuz. Her gün sazı başka biri eline alıyor. Bir gün Hande çok iyi oynadı, bir gün Meryem, bir gün Eda…Böyle olunca rakipler de, “En iyi oyuncularını durdurursak kazanırız” diyemiyor. Takım olarak tuttuğumuzu bırakmayan bir ekibiz. Bunda kadın olmamızın etkisi de çok büyük bence. Uzun zamandır birlikte çalışıyor olmak da avantaj. “Kadın kadının kurdudur” diye bakılır, biliyorsunuz. Bizde hiç böyle bir şey yok. Kim o gün daha iyi oynuyorsa herkes onu arkasından itmeye bakıyor. Bu takımın parçası olmayı sevmemin bir nedeni de bu.

Sizin için “takımın beyni” yakıştırmaları yapılıyor. Pasör olarak takım içindeki rolünüzü nasıl görüyorsunuz?
Bu yakıştırma şu açıdan doğru: Voleybolda üç pas yapılıyor, ikinci pas büyük çoğunlukla pasörün elinden yani benim elimden çıkıyor. Oyunu ben kuruyorum bir anlamda. Bu da büyük bir sorumluluk yüklüyor aslında. Maçlar kazanılınca güzel ama kaybedilince de, futboldaki kaleci gibi, sorumluluk bizim sırtımızda oluyor. Ve sahadaki beş oyuncuyu da oynatabilmeniz gerekiyor. Beş farklı cephede savaşıyorsunuz ve göreviniz herkesi mutlu etmek, aynı zamanda maçı kazandırmak.

Son yıllarda hem milli takım hem kulüpler düzeyinde kadınların çok ciddi başarıları var. Bu ivmenin yakalanmasında sizce neler etkili oldu?
Ben 2005-2006’da A Takım’a çıktım ve o dönem iyi takım olarak sadece Eczacıbaşı ve Vakıfbank vardı. Sonrasında Fenerbahçe ve diğer takımlar voleybola yatırım yaptı, rekabet arttı. Bu, aynı zamanda iyi yabancı oyuncuların gelmesi ve Türk oyuncuların onlarla deneyim kazanması demek. Ardından 2012’de Londra’ya gittik ve sonrasında başarılar art arda gelmeye başladı.

Buna rağmen Türkiye futbolun daha çok konuşulduğu bir yer. Bu başarılar bu tabloyu değiştirebilir mi?
Değiştirmediğini gördük. Görüyoruz da her gün. Üst üste kaç sene Türk takımları Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu, bunu futbolda bir takım elde etseydi, yer gök inlerdi. Ama biz basında konuşulmak için bir şeyleri başarmıyoruz. Kendimiz için ve Türk kadınları için bir şeyler başarmaya çalışıyoruz. Basın bize yer verirse teşekkür ediyoruz ama yer vermezse dünyanın sonu değil. Biz bugüne dek başarılarımızla bu düzeni değiştiremediysek eğer, çok da değiştirebilecek bir takım olduğunu düşünmüyorum.

Başarılarınızın hak ettiği şekilde ilgi görmediğini söylüyorsunuz…
Hak ettiği kadar konuşulduğunu düşünmüyorum. Şu an değer görüyoruz tabii ki. Yine de baktığınızda bizim başarımızı TV’lerde futbol yorumcuları değerlendiriyor. Çünkü bizde spor yorumcusu yok, futbol yorumcusu var. Bu bana çok garip geliyor.

Yine de bu başarılar kadınlar için büyük bir ilham, çünkü kadınlar sporda da birçok engelle ya da eşitsizlikle mücadele ediyor. Siz böyle bir yaklaşımla karşılaştınız mı?
Ben karşılaşmadım açıkçası. Çünkü hemcinslerimizle mücadele ettiğimiz bir alan, o yüzden erkek egemenliğin pek girebileceği bir yer değil. Ama kıyafetler nedeniyle, muhafazakarlıktan kaynaklanan engeller olduğunu biliyoruz. Voleybol oynamak isteyip de bu yüzden ailesi izin vermeyen birçok kız çocuğu var. Biz bu gerici zihniyeti de değiştirmek için mücadele veriyoruz sahada.

Sizce bu başarıların buna katkısı oluyor mu?
Muhakkak. Biz hem sahada hem saha dışında Cumhuriyet kadınını temsil ettiğimiz misyonuyla hareket ediyoruz. Cumhuriyet kızlarına layık bir mücadele veriyoruz. Umuyoruz ki kız çocuklarına, kadınlara rol model olabiliriz, bir yol açabiliriz, kurabilecekleri bir hayal yaratabiliriz. Bunu başarabiliyorsak bizim için gerçek başarı bu demek.

Dünyada sporcular dahil, kadınların erkeklere göre daha az kazanması güncel tartışmalardan biri. Erkek voleybolcularla kıyaslayınca böyle bir eşitsizlik var mı?
Voleybolda bu sıkıntının olduğunu düşünmüyorum. Ödüller de eşitlendi artık. Kadınlar erkeklerle eşit kazanıyor, hatta lig kontratlarına bakılırsa belki daha fazla kazanıyor.

‘SON NOKTAYA KADAR GİTMEK İSTİYORUZ’

Bir sonraki durak olimpiyatlar. Neler öngörüyorsunuz?
Mayıs ayına dek hepimiz kulüplerimizdeyiz, Türkiye şampiyonu olmak için birbirimize karşı mücadele edeceğiz. O yüzden odağımızı değiştirmek zorundayız. O zamana kadar da bunun mutluluğunu ve gururunu yaşamak, o gün gelince de gidebileceğimiz en son noktaya kadar gitmek istiyoruz. Olimpiyat madalyası her sporcunun hayalidir. Şu aşamada bunun hayalini kurmak bizim için en büyük motivasyon.

‘ANNELİK BENİ SAHADA DAHA MANTIKLI YAPTI’

Sizin bir de anne kimliğiniz var. Doğumdan kısa süre sonra sahalara döndünüz ve Pamir’i de maçlarda yanınızdan ayırmıyorsunuz. Mücadeleniz burada da sürüyor gibi?
Pamir şu an 14 aylık, hâlâ emziriyorum. Bu yaştaki bir çocuğun annesinden uzun süre ayrı kalmasının doğru olduğunu düşünmüyorum. Yoksa anne ve baba çocuğun eşit oranda sorumluluk sahibi olduğu bireyler. Benim babadan tek farkım emzirebiliyor oluşum. O yüzden babalar da çocuğun hayatına daha fazla dahil olmalı. Zaten eşim de, annem de benimle seyahat edip üzerimden çok büyük yük alıyorlar. Ama bu sağlam destek çemberime rağmen büyük zorluk yaşadım.

Annelik saha performansınıza nasıl yansıdı?
Bir sporcu olarak, genelde iyi antrenman yaparsan az çok bilirsin ki, iyi oynayacaksın. Ama annelikte aynı şey geçerli değil. Ne kadar hazırlıklı olursan ol, çocuk ne isterse onu vermek durumundasın. Dolayısıyla hiçbir şeyi kontrol edemiyorsun. O yüzden bocaladığım çok dönem oldu. Ama bu bilgi, beni sahada daha sakin ve mantıklı bir insan yaptı. Annelikten önce daha kontrolcüydüm, şimdi akışına bırakmayı öğrenmeye çalışıyorum.

İlgili Haberler

Fabrika Voleybol’un 20. okulu açıldı

admin

Fabrika Voleybol’un 26. okulu Gaziantep’te açıldı

admin

İstanbul BBSK, Haldun Alagaş’a Dönüyor

admin

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul Ediyorum Devamını Oku...

Gizlilik & Çerez Politikası