21 Ağustos 2017, Pazartesi
logan-tom-best-usa-volleyball-player-2

Logan Tom

Sporda başarının sırrını açıklayacak birçok anahtar kelime olabilir. Hırs,taktik,güç,psikoloji…Belki de her şeyin önünde,gizli kalan ama kapıyı açan asıl şey bambaşka:profesyonellik… Sporcu olmak bir meslekten öte yaşam tarzı. Burası biraz da bunu bir süreç değil de bir yol olarak görenlerin;çıkmaza da girse,keskin virajlardan da geçse ayağını pedaldan çekmeyi,durup geri dönmeyi hiç düşünmeyenlerin başarılı olduğu bir sahne.

Amerika Milli Takımı’nın idman alanlarına en az bir kere bir yerlerde denk gelmişsinizdir. Olimpik Merkezleri tüm sporcuların çalışmak için can atacağı kadar uğraşılmış görünüyor kilometrelerce uzaktan bile. Onlarca voleybol sahasının olduğu devasa salonlar,hayatını parkeye,kuma adamış;sporculuk döneminde alınmadık madalya,basılmadık toprak bırakmamış profesyoneller ve ne yapıldığını,ne yaptığını bilerek ilerleyen sporcular… Aslında sahada çoğu zaman muntazam bir uyum içinde işleyen düzen de büyük ölçüde perde arkasında olan bitenlerin birer yansıması.

Amerika’dan bahsetmek gerekliydi çünkü bu süreçte “Mükemmel bir profesyoneldi” dediğimde gözlerimin önünde canlanan isim çok netti: Logan Tom. 15 takım sığdırdığı kariyerinde hiçbir kulüpte bir sezondan fazla kalmamıştı. Kimilerine gören ülke tarihinin en iyilerden biriydi,kimilerine göre ise en iyisi…

Sporcu bir aileden gelen (Melvyn Tom) ve henüz 16 iken ABD Milli formasını giyen Logan, Genç Takımın en küçüğü olmasına rağmen yükü sırtlayarak daha yolun başında spot ışıklarının etrafında parladığı bir kariyere adım atıyordu. Liseyi hem “Yılın Voleybolcusu” ödülü hem de 4.00 ortalamayla tamamladı. Okulun sporcu,başarılı ve çalışkan kızıydı. Bütün gözler üstündeydi. Kolej Ligi’nde Stanford Universitesi forması giydiği 4 sene boyunca en iyi takım karmasında kendisine yer bulan Tom,1 kere de şampiyonluk yaşayıp En Değerli Oyuncu seçilerek bu aşamayı da sportif anlamda zirvede bitirdi. Ama okulunu bitirmesi o kadar da kolay olmadı,öyle ki yıllar sonra geri dönüp hem antrenörlük yapıp hem diplomasını alacaktı…

2000 Sydney Olimpiyatları’nda A Takım forması giymesi ise bir başka dönüm noktası oldu. Bunu başarabilen en genç oyuncu o,sadece 19 yaşında,Amerika gibi bir takımla… Zaten lakabı olan Doogie,bir dönem 15 yaşındaki dahi bir doktorun hikayesini anlatan “Doogie Howser” dizisinden geliyor. Etrafındakilerin de onda farkı bir şeyler olduğunu anlaması pek de uzun sürmüyor.O günleri Stanford Üniversitesi’ne verdiği bir röportajda “Seçme şansım olsa ilk Olimpiyatıma dönmek isterdim,bronz madalya maçını kaybettik ama kötü diyebileceğim tek bir şey yoktu. Her şeyin sonunda bana kalan yüzümdeki koca gülümsemeydi.” diye anlatıyor. İlk büyük başarısı ise bir sene sonra Grand Prix altınıyla geliyor. Hemen ardından ise 2002’de Dünya Şampiyonası İkinciliği,2003 Pan Amerika Şampiyonluğu,Dünya Kupası Üçüncülüğü… Tüm bunlar olup bittiğinde yirmi iki yaşında,sadece yirmi iki…

Kolej Ligi’nin sonu,yeni bir başlangıçın hemen başına denk geliyordu. Genç yaşta evinden,ailesinden uzak;bambaşka bir kültürde,başka bir sistem,anlayışla profesyonelliğe adım atmak da sporcunun ufkunu genişleten unsurlardandı şüphesiz.Onun da maceraya atılmak için acelesi vardı,artık keşfetme zamanıydı.

Bu noktada tercihini Brezilya’dan yana kullanan smaçör,aynı yaz birden çok turnuvada en iyi manşetçi ödülünün sahibi oldu. Bir yaz defansif yanını gösterircesine oynarken,2004 yazında Grand Prix’in en skoreri ve en Değerlisi olarak ofansif oyununu yansıtıyordu. Aynı zamanda iki yazda da iki farklı turnuvanın en iyi servis atan oyuncusuydu.Smaç servis stili de ona hastı. ”Komple smaçör” nasıl olmalıydı,ne tarz bir oyun yansıtmalıydı,ona bakarak anlamak mümkün oldu izleyiciler için. Servis,manşet,hücum ve defansı aynı anda vasatın üstünde yapmak bile hiç fena olmayan bir meziyetken;o tüm bu temel hareketlerde çok çok daha yukarılardaydı.

Bir sezon sonra çoğu başarılı voleybolcu gibi rotasını Italya’ya çeviren Tom,ikinci sezonunda Top Teams Kupası’nı kazandı.Yine en skorer ve en değerli oyuncuydu.
Ardından İsviçre,sonra İspanya,Rusya duraklarına uğradı ama hiçbirinde birkaç aydan fazla kalmadı.

Bu arada 2006 ve 2007 sezonlarında plaj voleybolu oynayarak kariyerini devam ettiriyordu. Bir başka efsane isim Holly McPeak’le çalışan Logan o günleri“Kumda oynamak başıma gelen en zorlu şeydi.”diye tarif ediyor. Yine de ilk plaj sezonunda AVP’de yılın çaylağı seçilmeyi başarıyor. Plajda oynayarak ilmek ilmek işlediği kariyerini bir basamak daha yukarı çıkaran Tom’un parkeye dönüşü de muhteşem oldu. 2008 Olimpiyatları’nda bir kez daha ucundan tuttukları altına ulaşamasalar da takımın ve turnuvanın en skoreri oydu.

Olimpiyatların ardından Novara’yla Şampiyonlar Ligi Dördüncülüğü,Evergrande’yle Çin Ligi İkinciliği tecrübelerini heybeye atarak sürdürdüğü voleybol macerasının İstanbul’dan geçtiği dönemde ise kariyerinde yaşamadığı bir başka zaferi tattı. Fenerbahçe’yle anlaştı ve 2012’deki Avrupa Şampiyonluğu’nun önemli parçalarından oldu. Bu başarıyı ve karakterini o dönem “Sadece hırslı olmak yetmez. Hem takım hem de kişisel olarak çok çalışmayı sevmiyorsanız başarıyı yakalamanız kolay olmaz. Çünkü voleybolcu kariyerinin sonuna kadar gelişimini sürdürebilirse iyi bir voleybolcu olur.” cümleleriyle kaleme alarak neden bu seviyede olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyordu.

Daha sonra döndüğü Brezilya’da sezonu üç kupayla tamamlayan Tom, dördüncü Olimpiyatını oynadıktan sonra Cannes ile de bir Lig Şampiyonluğu kazandı,Halkbank’la yarım sezon çalıştı ve Endonezya’ya gitti…

Logan’ı gülerken,çok neşeliyken görmek pek mümkün olmadı kariyeri boyunca. O, hırsın verdiği ateşle oynayan ve ciddiyetle işine konsantre olanlardandı. Bu yüz ifadesinin sebebi sorulduğunda şöyle demiş: “Maç boyunca bizi destekleyen,bizimle sevinen birileri oluyor. Bu yüzden sahadayken her zaman elimden gelenin en iyisini yapmak isterim. Tek başıma değilim,onları da düşünmeli,mutlu etmeliyim.Ben kazanmak her şeyimi ortaya koyarım ve kaybetmekten pek hoşlanmam. Agresif görünmemin sebebi tamamen bu.”

Fransa’dan Çin’e,Brezilya’dan İtalya’ya dünyanın dört bir yanını gezdiği serüveniyle belki de asıl farkı yarattı. 2 sezon oynadığı hiçbir takım yok ve tarihin en büyük voleybol oyuncularından birinin kariyeri “Aslında dürüst olmak gerekirse bir lig olduğunu bile bilmiyordum.” dediği Endonezya’da sonlandı. “Logan Tom” olmayı 19 yaşında nerdeyse başaran biri olmasına rağmen konforlu alanından mütemadiyen çıkıp,hikayesini bir gezgin,bir kaşif gibi yazmayı seçti. 14 takımla 23 kere kürsünün başka basamaklarında yer aldı,başarının da ötesinde daha bir sürü şey kazandı.

Kimileri ait olmayı,kimileri kanatlanıp uçmayı seçer. Kimileri cesurdur kimileri ise çizgilerden uzakta yaşar. Ne olursa olsun işini severek,değer vererek yapanlar günün birinde başarır. Bazıları biraz daha fazlasını elde eder,başararak başlar ve hep zirvenin oralarda bir yerlerde kalır. Tom Logan,her yaşında,her sezonunda sil baştan başlayıp; devrilmeyen bir kuleyi yeniden inşa eden bir voleybol oyuncusu. Gittiği yerde koşullar,yemekler,oyuncular,stiller başkaydı;bunu isteyen oydu ve hiç dönüp arkasına bakmadı. Ama arkasında irili ufaklı,silinmeyecek izlerini bir yerlere mütemadiyen bıraktı.

Selin Aslı İleri

paykasa

Hakkında Aslı İleri

Dikkatinizi Çekebilir

joshko milenkoski

Joshko&Arslan: İlk hedef Hollanda maçı

A Milli Erkek Voleybol Takımı Antrenörü Joshko Milenkoski, 25 Ağustos’ta başlayacak 2017 Avrupa Şampiyonası’na iyi …